Rüzgârın Unuttuğu Cümleler
Kasım’ın soğuk sabahlarından biri bu. Pencerenin önünde oturuyorum; dışarıda ince bir sis, içimde yavaş akan bir sessizlik var. Rüzgâr zaman zaman perdeyi hafifçe dalgalandırıyor, sanki hatırlamakla unutmak arasında kalmış bir dost gibi. Ne tam içeri girebiliyor, ne de tamamen uzaklaşabiliyor. Bu mevsimde hep böyle olur; her şey biraz eksik, biraz tamam gibidir. Artık yazdan kalma ne varsa, hepsi yavaş yavaş siliniyor. Balkonun köşesinde solmuş bir sardunya, masada yarım kalmış bir defter, rafta unuttuğum bir fincan… Hayat, insanın elinden kayıp giden küçük detaylarda gizleniyor bazen. Düşünüyorum da, belki de yaşamak tam da bu elimizde tutamadıklarımızla barışmayı öğrenmek. Kasım bana hep zamanı hatırlatıyor — nasıl geçtiğini fark etmediğimiz o günleri, ertelediğimiz sözleri, içimizde bir yerlere gizlediğimiz duyguları… Rüzgâr kapı aralığından içeri girerken, sanki hepsini tek tek uyandırıyor. Kimini usulca fısıldıyor kulağıma, kimini de taşıdığı yapraklarla uza...